Otuzuncu yaşıma girmeme çok az kalan şu günlerde, şöyle bir düşünüyorum da eskiye dönüp, keşke hiç büyümeseydim… ‘’ Şimdi ki zamane ‘’ adı verdiğimiz çocuklarla ister istemez bir kıyas yapıyorum. Milenyum dünyasının minikleri, gençleri bizlerden ne kadar da farklılar.Çocukluğumun küçük ama hiç unutmadığım detayları geliyor aklıma… Nordmende’ nin siyah beyaz televizyonları mesela. Kanal sayısının üçü geçmediği o günlerde, evin küçük çocuğu olarak ses açıp kapatma ve kanal değiştirme görevini üstlenmek, her dakika kalkıp sonra yerime dönmek zor gelse de, bir gün uzaktan kumandaya kavuşabilme özlemi ile bu görevi başarıyla yerine getirirdim. Özel kanalların açılmasıyla da yeni dizilerim ve çizgi filmlerim vardı artık. En sevdiğim Alf! Onun kedilere olan düşkünlüğü ve komşulardan köşe bucak saklanması hep güldürmüştür beni. Bütün dikkatimi verip en eğlendiğim sırada anten yine devreye girerdi ve yapardı yapacağını. Bu durumda babam çatıya çıkar, annem ya da ben camdayız:
-Oldu mu kızıııııııııım?
-Hayııııııııııııııır!
-Dur dur, öyle kalsın oldu.
-Tüh! Yine gitti, biraz önceki gibi olsun. Tamaaaaaaaaam!
Bir de Kara Şimşek tabii ki. O araba nasıl konuşurdu ama… Çizgi film denildiğinde Voltran Voltran Voltran demeden geçemem. Susam Sokağı vardı sonra, Minik Kuş, Edi ile Büdü. En sevdiğimiz sayı hep altı olurdu. Akşam uyumadan önce ise Adile Naşit’ ten masalımı dinlerdim ve rahat bir uyku çekerdim. Misketi olmayan çocuk var mıdır? Şimdi bakıyorum bilmeyen bile var. Benim bileğimin gücüyle kazandığım kocaman tam bir poşet renk renk misketim vardı. En özelleri kemik olanlardı. Onları kazanmak için hep 5 dakika daha isterdim annemden, camdan beline kadar sarkıp, ‘’Vildaaaaaaan’’ diye bağırdığı zaman… Eve gitme vakti geldi ve kazanmışlığın verdiği o büyük gurur ve şımarıklıkla, mor renkli BMX bisikletime atlayıp annemi daha fazla sinirlendirmeden yola düşerdim.
Ve işte evdeyim. Bu zamanı canım sıkılmadan değerlendirmem gerek. Ne yapabilirim diye düşünürken imdadıma arkadaşlarımın yazmam için verdikleri hatıra defteri yetişiyor. Bana kalbinden temiz bu sayfayı ayırdığın için çok teşekkür ederim. Sonunda mutlaka bir mani olmalı, ‘’Sepet sepet yumurta, sakın beni unutma! Unutursan küserim, 32 dişini sökerim.’’ Şimdi düşünüyorum da 32 dişini birden sökmem gereken ne kadar çok arkadaşım olmuş. Ertesi gün sabah erkenden kalkıp dantelden yapılmış ve kolalanmış yakamı, siyah önlüğüme takıp okula gidiyorum. Tek konuştuğumuz, Parliament Pazar Gecesi Sineması. O kadar geç bitiyordu ki ben filmin sonunu hiç bitiremedim ama bunu kimse anlayamadı. Öyle anlatılırdı ki, sanki izlemeyen ceza alacakmış gibi gelirdi hepimize.
Zil çalar derse girilir. Ders: Hayat Bilgisi! Notum hep 5 pekiyi olmasına rağmen buradan Ümit öğretmenime seslenmek istiyorum. Memleketin en zor dönemi olan 80 darbesinde doğmuş, doğumu bile çok zor gerçekleşmiş, yani zorluklara taa doğumundan itibaren alışmış bir insan olarak ben, bir şey öğrenememişim bu hayat bilgisi dersinden. Ne zormuş bu hayat! Alın verdiğiniz 5’leri geri. Hey gidi eski günler, verin çocukluğumu geri!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder